Primary Links:

Kullanıcı girişi

Mesudiye köyü /Hayıtbükü-DATÇA

Muğla ilinin güneybatısında Gökova Körfezi ile Hisarönü Körfezi arasında Ege Denizi'ne doğru uzanan, Türkmen, Rum ve Akdeniz kültürlerinin dengeli bir sentezi olan Datça Yarımadası; mavisini ve yeşilini Tanrıdan armağan alan bakir ve yıpranmamış doğası, şerbet gibi iklimi ve havası, dantel gibi eşsiz koyları, sıcacık halkı, damağınızda yer edecek tatları, turistik tesisleri ve tarihe ev sahipliği yapmış çehresi ile bir kez tadıldı mı vazgeçilmesi zor, alışkanlık yapan bir tatil beldesidir.

Datça önce Karya'lıların, M.Ö. 1100 yılından sonra da Dorların egemenliği altında kalmıştır. Dorlar, Hexapolis Birliği altında altı şehir kurmuşlardır. Bu şehirlerden biri olan Knidos, Datça yarımadası üzerine kurulmuş ve birliğin merkezi olmuştur. Pers saldırılarına (M.Ö. 546) karşı koymak için Dorlar, Balıkaşıran denilen yerde kanal açarak yarımadayı ada yapmak istemişlerdir. Ancak umulduğundan daha sert çıkan kayalar; çalışanlarda yaralar açınca, Tanrıların gazabına uğradıklarına inanarak vazgeçmişler ve Persler’i dostça karşılamışlardır. Perslerden sonra, Datça Yarımadası; Atina'lıların, Roma'lıların izleri almıştır. 1282'de Germiyanoğulları'ndan Menteşe Bey'in yönetimine geçmiştir. Datça 1390 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na katılmış, Sultan Reşad zamanında adı Reşadiye olarak değiştirilmiştir. Cumhuriyet döneminde Datça adı altında Muğla iline bağlı bir ilçe olmuştur.

Datça'ya ait çok özel bir söz vardır; hikayesi olan:
"Tanrı yarattığı kulun uzun ömürlü olmasını isterse Datça Yarımadası'na bırakır..." (Strabon)

Bu söz boşu boşuna söylenmemiştir. Anlatılanlara göre; 500 yıl önce İspanyol korsanlar, Datça açıklarından geçerken gemideki cüzzamlı hastaları atmaya karar vererek onları Sarıliman Koyu'na bırakmışlar. Ölüme terkedilen cüzzamlılar Datça'nın havası sayesinde iyileşmişler. Burdan yola çıkarsak; Halikarnas Balıkçısı’nı daha iyi anlayabiliriz. Halikarnas Balıkçısı'nın Datça için söylediği gibi; "iklim tam insan boyutundadır. Sıcağı da soğuğu da, insan tahammülünü aşmaz. İklimi paltoyla, sobayla ya da yelpazeyle düzeltmeye gerek yoktur."

Bir iğne oyası meşhurdur Datça’nın; bir de 3 B’si; bal, badem, balık... “Keşkek”; bölgeye özgü bir yemek olup özellikle düğünlerin olmazsa olmazıdır. Ayrıca halk arasında “harup” adı ile bilinen “keçiboynuzu” da meşhurdur. İçki sohbetleri çok tatlı, köy düğünleri ve kına geceleri çok keyifli olan Datça; kişiye özel bir cennettir... Yine bir deyişe göre; “Datça anlatılmaz; yaşanır...”